Akademiden Sanayiye Geçiş

“Papaz okuluna, Tanrıyı aramaya nasıl gidebilirim?” diye düşündü, doğan güneşe bakarak.

Simyacı, Paolo Coelho

Bundan yıllar evvel, doktoramı bitirip üniversitede çalışmaya başladığımda akademik tecrübemin eğitim verme ve araştırma yapma adına ihtiyaç duyduğum şeylerin çok az bir kısmına karşılık verdiğini fark etmiştim.

Halbuki tam da araştırma yapmayı (düşe kalka da olsa) öğrenmiş olduğumu düşünmeye başlamıştım. Asıl yolumu bundan sonra alacağım ve istediğim konuyu doyasıya ve özgürce çalışacağım diye sevinmiştim. Kıyıda yüzmeyi öğrendim, artık ummana dalacağım diye düşler kurmuştum. Lakin adımımı atmamla akıntıya kapılmam bir olmuştu. İlk defa verilen onlarca ders, plansızca çıkıp gelen idari işler, bitmek bilmeyen toplantıların yarattığı girdap alıp beni doktora sonrası hayallerimden epey uzaklaştırmıştı. Her günün sonunda boğazım ders anlatmaktan bitmiş, her-kafadan-bir-ses toplantıların gümbürtüsünden başım ağrımış, özel üniversite öğrencinin kaprislerini çekmekten içim sıkılmış bir şekilde eve varıyordum. Üstelik asıl yapmayı dilediğim, araştırma işi bir kenarda öylece duruyordu. Koca koca günler yine, yine, yine ve yine bomboş birer şekilde geçip gidiyordu.

Ama yılmamak lazımdı. Eminim başkaları da benzer şartlardan muzdaripti ve illa ki birilerinin bir takım önerileri olmalıydı! Konuyla ilgili biraz araştırma yaptığımda, elbette Türkçe hiçbir içerik bulamadım (bu da vaktinde yazılmış başka bir yazının konusudur). Ancak, şans bu ya, kendi çalışma alanımdaki bir dergide (Decision Sciences) “Doktora’dan Akademiye Geçiş” başlıklı bir makale bulmuştum. Tarzını sevmiş, önerilerini makul ve samimi bulmuştum. Üstelik bundan başkaları da faydalansın diye Türkçe’ye çevirmiştim.

Tez hocana bahsettiğin plan: Üst düzey bir araştırma üniversitesinde Profesör olacağım. Gerçek plan: Piyasada iş aramak. Gizli Plan: Fırıncı, Rockstar veya Yazar ol.

Planlar, planlar, planlar… (PhD Comics)

Fakat bir süre sonra bu makalede geçen önerilerin Kuzey Amerika ve Avrupa ülkeleri gibi ‘normal’ ülke ve eğitim sistemi koşullarında yapılabilir olduğuna inandım. Siz isterseniz buna ‘ideal’ koşullar da diyebilirsiniz.

Öte yandan, her doktor adayı bir kişinin hayalini kurduğu akademik ortamın gerçeklerinin ülkeye döndüğümde çok farklı olduğunun ayırdına varmam uzun sürmedi. Deneyimlediğim şeyleri bazı başlıklar altında şöyle aktarabilirim:

Akademik özgürlük, dünyada ve Türkiye’de birçok üniversitede geçerli bir kavram değildir. Tez hocanızın, devlet veya sektör tarafından açılan akademik fonların, doçentlik jürinizin veya yüksek performans puanı getiren popüler dergilerin belirlediği konuları çalışmazsanız yükselemezsiniz. Ya yerinizde sayarsınız ya da çok yerinizde saydığınız için işinizden olabilirsiniz.

Doktoradan önce: Ne istersem onu araştıracağım. Doktorada: Hocam ne isterse onu araştıracağım. Yardımcı doçent iken: Doçentlik komitem ne isterse onu araştıracağım. Doçentken: Araştırma fonu komitem ne isterse onu araştıracağım. Emekli profesör iken: ne istersem onu...

Entellektüel Özgürlüğün Evrimi (PhD Comics)

Kulisçilik ve politika, akademide sanayide olduğundan daha büyük bir problem olabilir. Sadece iyi bir eğitimci ve araştırmacı olarak iyi yayınlar çıkarıp makul sayıda ve kalitede dersler veremezsiniz. Networking için özel tasarlanmış genel konferanslar vardır. Bölüm başkanı ve dekanla aranızı iyi tutmazsanız bir sürü ders, öğrenci danışmanlığı, idari iş, komisyonlar, toplantılar ve tanıtım faaliyetleri içinde bulabilirsiniz. İyi okullarda okumanızın veya yurt dışında doktora yapmış olmanızın bir önemi yoktu.

image

Akademik tecrübe, özellikle Türkiye gibi üretim ve pazarlama üzerine sanayileşmiş ülkelerde neredeyse hiçbir işe yaramaz. Kurumsal ve çok-uluslu şirketlerin finans, araştırma ve tasarım birimleri Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde satış, pazarlama, üretim ve dağıtım kolları diğer ülkelere yayılmıştır. Bu sebeple Türkiye’de sektörün yıldız pozisyonları yöneticilik, satış ve pazarlamadır. Buralarda iyi bir kariyer için akademik tecrübe sektörde deneyim kazanmak adına boşa geçen yıllar demektir. Akademiden sanayiye geçiş yapmayı düşünmeye başladıysanız bu fikri mümkün olduğunca erken olgunlaştırıp hızlı karar vermeniz sizin hayrınıza olur.

image

Öğrenme ortamı,  akademide veya sanayide daha zor değil sadece birbirinden farklıdır. Birinde tez hocanız, akademik literatür ve onu yaratanlar (yani, sizinle aynı konuyu çalışan ve fakat sadece konferanslarda görebileceğiniz dünyanın farklı yerindeki akademisyenler) vardır. Kaynak yazılı kültüre dayanır, geniş perspektif sağlar ancak öz disipline bağlıdır ve uzun vadede gelişir. Diğerinde ise yanı başınızdaki meslektaşınızdan (on-the-job) veya üstünüzden öğrenirsiniz. Kurumsallaşmayı başaramamışsa birikimi sözlü (folklorik) kültüre dayanır, dar perspektiften baktırır (yani, günü kurtarır) ve seve seve öğreneceksinizdir. Bu tip şirketler bu yöntemle zaman kazandıklarını zannetseler de eleman kayıplarında gene kendi karınları ağrımaktadır. Akademik disiplinle çalışma ve öğrenme ortamı yaratmış bir şirket sanıyorum bizim sınırlarımızda yaşamamaktadır. Habitatı orta doğu ülkeleri değildir.

Çalışma temposu, sanayide (özellikle, danışmanlık sektöründe) akademiye kıyasla oldukça hızlıdır. Rutin üretim veya servis verilen bir şirketse günler olağan ve sıkıcı; proje-tabanlı bir şekilde fayda/maliyet dengesi ve zaman kısıtları çerçevesinde iş yapan bir şirketse stresli ve yorucu geçer. Araştırma projesiyse, belirlenen süreler çerçevesinde şirketin işine yarayacak bir bilgi üretebiliyor veya patent alma imkanı sağlıyor olması önemlidir.

Son birkaç not olarak belki şunları demek isterim.

  • Her iki tarafın da avantaj ve dezavantajlarını detaylı bir şekilde tartıp kendinize uygun, “müsait yerde inmek” gerekebilir. Bir zaman sonra iki ortam arasında yer değiştirmek daha zor olabilir.
  • Eğer kendinize ve konunuza güveniyorsanız yapılabilecek en mantıklı işlerden biri girişimcilik işine bulaşmak olabilir. Fakat, yine uyarayım bunu bizim koşullarda gerçek kılmak yeni hayal kırıklıkları anlamına gelebilir. TÜBİTAK projeleriyle “real time optical tracking system” geliştirmekle yola çıkıp çay üretip pazarlayarak yoluna devam mezunlar biliyorum. (bkz: Lazika)

toss-the-postdoc

Bazı kaynaklar akademi ve sanayinin avantajlarını listeleyerek karşılaştırma yapmış. Şurada bulabilirsiniz:

1 Ocak 2017, Kadıköy.